Uğur Köse Hakkında

Burgaz adalı bir baba Anadoluhisar’lı bir annenin oğlu olarak Üsküdar Zeynep Kamil Hastenesi’nde doğdum. 5 yaşına kadar Burgazada’da sırtını  ormana yaslamış yüzünü denize çevirmiş bir evde büyüdüm. Vapur, deniz, orman, iskele, martı, kedi, köpek, sandal, balık (tutmak)… Yani sizin anlayacağınız Kadıköy sahillerini henüz apartmanlar, çam ağaçlarından devralamamışlardı. Deniz ve gökyüzü mavi orman ise henüz yeşildi.

Ama her güzel şey çabuk biter derler ya bizimkisi de o hesap, 6. yaş yani okul zamanı geldi. Bizimkiler Suadiye de bir eve taşındılar. Koskoca adayı bırakıp her sene biraz daha küçülen bir arsaya hapsolduk bir mahalle dolusu çocuk (neyse ki yazları da olsa gene ada).Günler Turhan ve Mediha Tansel Suadiye  ilkokulunun bahçesinde başlıyor, mahallenin arsasında devam ediyor, akşam ödevler yapıldıktan sonra mum ışıklarıyla son buluyordu (elektrik kesintileri).Karneler!!? Pöh ,hepsi pekiyi(şey yani matematik ve resim hariç).
Ortaokul 1-2 kırıklı karneler, bütünlemeler,anarşi,terör,bombalı pankartlar,sokakta vurulan insanlar,basılan yurtlar, üniverstelerde boykot edilen dersler, Ecevit, Erbakan, Demirel derken böbrek iltihabı yüzünden yarısı Çapa Hastanesi’nde ama tamamı yatakta geçirilen kayıp bir yıldan sonra bitirebildim (tabii kurul kararları da vardı). Yazları gene ada. Lisede Maçka Meslek Lisesi Boya ve Dekorasyon bölümünü kazandım. Veeeee sürpriiiiz okulların açılmasına 1 hafta kala 12 Eylül (yaşasın tatil gene uzadı). İlk dönem 5-6 kırıklı karneler ikinci dönem derslere asılarak düzeltiliyor, öğlen aralarında Harbiye As’a kaçılıyor, okul hentbol takımında hentbol oynanıyor, Beyoğlu’nda devamlı filmlere gidiliyordu (Alkazar’da).

Akademi sınavlarına girmeye cesaret dahi edemedim (hani şu resim dersleri vardı ya). Üniversite Sakarya İşletme.

Küçükken Çarli Çaplin’in filmlerini kiralardı babam sonraları filim ve fotoğraf çekmeye başladı. İlk makinemi de o almıştı bana. Tenekedendi, şimdiki çay kutularına benziyordu ama çalışıyordu. Önceleri gezmeye merak saldım sonraları gezerken fotoğraf çekmeye. Temel eğitimimi İFSAK’ta aldım. Doğa ve yaşam fotoğrafçılığı ile de orada tanıştım, tabii zorluklarıyla da. Önceleri İFSAK’la sonraları kendi başıma fotoğraflamaya çalıştım Türkiye’yi ve Avrupa’da birkaç şehri… (tabii bütçemiz yettiğince).

Kapkara bir kutunun deliğinden bakıyorsun dünyaya, kainat yok oluyor kadrajda ne görüyorsan o. Biçimleri kütleleri dengelemeye çalışmak, ışığı hissedip algılamak, doğru kareyi biçimlendirmek, başkalarının bakarken kaçırdıklarını  yakalamak, bütünün içinde kaybolan detayı görebilmek, biçimleri ışıktan soyutlamak, karanlıkla aydınlığı birleştirmek, suyun akışını dondurmak yada kadrajı ışıkla boyamak, bir çiçeğin başında, bir kelebeğin peşinde, bir dağın yamacında. Bir yaylacının evinde, balıkçının ağında, çiftçinin tarlasında, köyde, kasabada, şehirde, yolda, derede, denizde, her an, her saniye…

1996 dan beri kara kutunun deliğinden geçip o dört köşe dünyaya yerleşmeye çalışıyorum, ben debelendikçe o uzaklaşıyor, bir türlü sığamıyorum. Ama henüz pes etmedim hala umudum var. Henüz gencim nasıl olsa daha çekilecek çok kare var.